İnsan, zaman içinde dünya ile kusurlu bir bağ kurdu. Önce söz söylemeyi öğrendi sonra içindeki dünya ile birlikte yaşadığı dünyayı keşfetmeye başladı. Toprağı işledi, yerleşik düzene geçti. Şehirler kurdu.
Kudüs, Horasan, İstanbul, Merv, Bağdat ve daha nicesi sınırları oluşturdu. Önceleri sadece rızık peşinde koşarken sonra doymayan bir iştah peşinde koşmaya başladı. Koşmaya başladığı bu
doyumsuz iştah arayışı onun dünya ile kusurlu bağının da başlangıcı oldu.
Akıldan, ilimden uzak bu arayış, insanı bağımlılıkların kucağına bıraktı. Bu yeni kucak anne kucağının huzurundan çok uzak,sarmalayan ama avutmayan
bir kucak oldu. Yüzyıllar içinde insan büyüdü, insanlık büyüdü, dünya ve hisler küçüldü.
Zaman kısaldı, ömürler uzadı ama insan karınca kıssasından bile kendine hisse çıkaramadı.
Adaleti, iyiliği ve vefayı unuttu.
Oysa insan, toprağın hafızasında kısa bir andı.
Bu kısa anda insanların kimisi kedi, kimisi de yılandı.