Mustafa Rahmi Balaban’ın 1947’de yayımladığı Filozoflarla Birer Saat Felsefe Tarihi, hem içeriği hem de kullandığı felsefe dili itibarıyla Türkçe felsefe tarihi kitapları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Hem klasik Osmanlı medrese eğitimi hem de modern Batı tedrisatından gelen müellifin tarihyazımı yaklaşımı, kullandığı felsefe terimleri, yer verdiği başlıklar ve zamanının felsefî tartışmalarına yönelik duruşu oldukça özgündür. Sıra dışı bir içeriğe sahip eserde başka herhangi bir felsefe tarihi kitabında birlikte göremeyeceğimiz isimler peş peşedir. Aristoteles, Kant, Voltaire, Locke… gibi filozoflarla Mevlâna, Goethe, Tolstoy, Niyazi-i Mısri… gibi mutasavvıf, şair ve edebiyat dünyasından sîmâların her biri bir ahlâk düşünürü olarak birbirini izler. Yazar bunu, hayat ve kâinatın mahiyeti üstüne metafizik nazariyelerden ziyade ahlâk ve içtimaiyat üzerine olan düşünceleri bir araya getirmek için yaptığını beyan etmektedir. Ahlâk ve içtimaiyat ile büyük ölçüde kastedilen şey düşünürlerin toplum anlayışlarıdır. Gerçekten de kitaptaki otuz sekiz ismin ideal topluma ve inanç dünyasına yönelik görüşleri dışında çok az ara başlığa yer verilmiştir. Böyle bir okuma, bize bütüncül, sistemli, alışılagelen bir felsefe tarihi sunmasa da ahlâk, toplum, siyaset ve din felsefesi konularında özenle seçilmiş fikirlere dair toplu bir perspektif kazandıracak türdendir.
“Sen şimdi altın ister oldun, halbuki gençliğinde kendin altındın.” (Mevlâna)
*
“Nasıl hal ve hareketimiz için uygun olan yolun adı doğruluksa, düşüncelerimiz için uygun olan şey de hakikattir. Uygunluk, geniş ve uzun vadeliliği de içine alır. Hakikat, iyinin bir türlüsü olup ondan tamamen ayrı bir sınıf değildir. Hayat yolunda iyi olan her şey, aynı zamanda hakikattir de.” (William James)
*
“İnsan, kendi kalbinden, Tanrı’nın o kalpten faydalanacak kadar temiz olmayan şeyleri atmalıdır. O zaman insan Tanrı’yı kendi içinde hisseder. Fakat bu kâfi değildir. Daha üst dereceye tırmanarak insan, Tanrı’nın bir aksiyon aleti olabilmelidir. Bu mertebeye gelen insan, kendinde sonsuz bir hayat hamlesi sezer. Büyük ve iyi işlere sarılır; başarır ve hiçbir yorgunluk duymaz. Derin bir aşk içinde kendini aksiyona, insanlara hizmete verir. Bu aşk, insanın sırf Tanrı’ya aşkı değil, bundan çok daha üstün olan, bütün yaratıklara karşı olan Allah’ın sevgi ve aşkıdır.” (Henri Bergson)